Ana Sayfa » Georg Friedrich HANDEL

Georg Friedrich HANDEL

(1685 – 1759)

 handel

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Süper Yetenek

Georg Friedrich Handel, 1685 yılında Almanya’nın Halle şehrinde doğar. Mesleği kazancılık olan dedesi Valentin, Wroclaw/Breslau’dan göç ettiği Halle’de ismini nasıl yazacağını bilemez: Händel, Hendel, Handeler, Hendeler, Hendtler!

Valentin 1636’da ölür, kazancı dükkanını iki büyük oğlu işletir. Bestecinin babası henüz 14 yaşında olduğundan şehrin doktorunun (ve berberi) yanına çırak olarak girer. 21 yaşına geldiğinde doktorun ölümü üzerine 32 yaşındaki dul karısıyla evlenir. Bu evlilikten doğacak 6 çocuktan ilki bir kaç gün yaşar, ikincisi Georg Friedrich’tir.

Küçük yaşlarda müzik kapasitesini belli etmesine rağmen babası sert bir duruş sergiler, oğlunun hukuk okumasını istemektedir. Annesinin yardımıyla çatı katına gizlediği klavsenle gizlice çalışmalarına devam eder. Neyse ki, genç adamın kaderi, babasının eski patronu Dük Johann Adolf ile kesişir. Babasıyla Dükü ziyaret ettikleri bir gün, Georg Friedrich org üzerinde bir şeyler çalmaya başlar, Dük, babasına onu çok iyi bir müzik ustasına emanet etmesini tavsiye eder. Emir büyük yerden geldiği için, Halle’deki Liebfrauenkirche’nin orgcusu olan Friedrich Wilhelm Zachow ile çalışarak obua, keman, org, klavsen ve kompozisyon eğitimi alır. 12 yaşındayken kendisine öğreteceği bir şey kalmadığını gören Zachow’un asistanı olur. Hayatı boyunca pek çok seyahat yapacaktır, Berlin’e ilk yolculuğunu gerçekleştirir. 1697’de vefat eden babasının arzusunu yerine getirmek amacıyla, 1702’de hukuk okumak için Halle Üniversitesine kaydını yaptırır. Bir sene zor dayanır, okulu terkeder. Kendisi Luteryen olmasına rağmen, Kalvinist Moritzburg kilisesine orgcu olarak atanır. Bir sene sonra da Hamburg operası 2. keman üyeliğine seçilir. Önemli bir pozisyon olan kilise orgculuğundan orkestra üyeliğine geçiş, yanlış bir karar gibi görünmesine rağmen, tam tersine son derece zekicedir. Handel, sahne müziği yazmak için, opera için doğmuştur, Alman opera geleneğinin sürdüğü Hamburg operası olması gereken yerdir.

Reinhard Keiser, operanın patronudur. O zamanlar, orkestra şefi diye bir pozisyon olmadığı için, klavsen çalan aynı zamanda orkestrayı yönetir. Besteci, şarkıcı ve klavsenci Johann Mattheson, Kleopatra adlı bestesinin temsili sırasında sahnede de Marcus Antonius rolünü oynamaktadır. Hasta olan klavsencinin yerini Handel almıştır. Mattheson, rol gereği ölünce orkestraya katılıp, klavsen çalmak ister, Handel izin vermez. İkilinin kavgası o kadar büyür ki seyircilerin ve müzisyenlerin alkışları arasında sahnede devam ederler. Kavga sokağa taşar, düello halini alır. Düello geleneği Avrupa kültüründe yaygın olsa da, nadiren ölümle sonuçlanır. Mattheson anlamsız bir şekilde öldürmek amacıyla hamle yapar, neyse ki kılıcının ucu Handel’in mantosunun üzerindeki düğmeye denk gelir, kırılır. Düellodan sonra Handel ve Mattheson çok yakın arkadaş olurlar, Handel’in ilk özgeçmişini yazan kişi olur.

Johann Mattheson
Johann Mattheson

Mattheson’la Lubeck’e, o zamanların en büyük müzisyeni Buxtehude’e ziyarete giderler. Amaçları önce asistanlık, ardından da yaşlı ustanın yerine geçmektir, şartları duyunca vazgeçerler. İki yıl sonra genç delikanlı J.S. Bach’ta aynı amaçla şehre gelir, Buxtehude’ün otuz küsür yaşındaki bakire kızıyla evlenmenin birinci koşul olduğunu duyunca o da kaçar.

Müzik bilgilerini paylaşırlar: Handel harika bir orgcudur; kontrpuan, füg ve doğaçlama sanatında ustadır, Mattheson ise melodisttir ve dramatik etkileri iyi bilir. Handel’i İngiliz büyükelçisi John Wyche ile tanıştırır, elçinin oğluna klavsen dersleri verdirir.

Direktör Keiser, biraz da kötü niyetle, opera deneyimi kazanması için, Giulio Pancieri’nin Almira eserinin librettosunu, 19 yaşındaki Handel’e verir. Mattheson, baş roldeki Fernando’dur, opera yirmi gün boyunca sahnelenir. Eserin başarısı o kadar büyüktür ki, kıskançlık krizlerine giren Keiser, genç müzisyeni şehirden kovmak için olmadık planlar yapar.

Baskılardan yıldığı için 1706’da istifa eder, Floransa’da Rodrigo operası sahnelenir, beğenilmez. Roma’da Arcangelo Corelli’nin yönettiği La Resurrezione oratoryosuyla bir anda ünlü olur. İtalyan’lar kendisine Il Sassone – Sakson der. Corelli’nin yanısıra Alessandro Scarlatti ve oğlu Domenico Scarlatti ile tanışır, eserlerini inceler. 1709’da Domenico’yla org ve klavsende müzikal düello yaparlar. Gelmiş geçmiş en büyük klavsencilerden olan Domenico’yla yaptığı bu düello esnasında yapılan doğaçlamalar olağanüstü olmalıdır. Klavsende Scarlatti, orgda da Handel galip ilan edilir. Zaten org çalımında kendisiyle hiçbir zaman tanışamayacağı J.S. Bach’tan başka rakibi yoktur.

İtalya fethedilmiştir, Avrupa’nın en genç ve ünlü bestecisidir. 1710 Haziran ayında Almanya’ya döner, Hannover sarayına Kapellmeister olarak atanır. Bach’ın Weimar’da kazandığı paranın 20 katını almaktadır. Ancak Kasım ayı başlarında Almanya’dan ayrılır ve İngiltere’ye gider. 

 

İngiltere

Londra’da, Kraliçe Anne’e takdim edilir, birçok sanatçı ile tanışır. Oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni Aaron Hill’le arkadaş olur. Hill, Handel’in yeteneğini sergilemek istemektedir. Purcell‘in ölümünden beri, İngiltere’de büyük bir besteci yoktur, vasat, kötü yorumlanan İtalyan operaları çalınmaktadır. Aaron Hill, Rinaldo isimli bir libretto yazar, metni İtalyanca’ya çevirtir. Hikayede betimlenen iki beyaz atın çektiği at arabasını sahneye sığdıramazlar. Buna karşın, alev kusan iki ejderha, havai fişekler, kartondan yapılma fırtına efektlerinin yanında kuşlar uçmakta, sahnedekiler parlak elbiseleriyle şov yapmaktadır. İngiliz seyircilerin beğenisine göre kurgulanmış bu opera muazzam bir başarı elde eder.

Water Music'in elyazması
Water Music’in elyazması

Handel, aynı zamanda patronu da olan Kont Burlington ile yaşamaktadır. Birkaç opera besteler. Her şey, Fransa’yla İngiltere arasında yapılan ve İspanya’nın kaderini belirleyecek olan müzakereler esnasında değişir. İngilizce olarak, Te Deum ve Jubilate, ardından da Ode for the Birthday of Queen Anne eserlerini bestelemesi Londra’da deprem etkisi yaratır.

Kraliçe Anne tarafından yaşamı boyunca alacağı bir maaşa bağlanır. I. George’un tahta çıkışı onuruna maaşı da üç katına çıkarılır. Ayrıca kraliçenin torunlarının da müzik öğretmeni olur. 1714’te kraliçenin ölümünden sonra I. George’la arası açılır. George, aynı zamanda Kapellmeister olarak maaş aldığı ama görevini ihmal ettiği Hannover prensidir. Bir süreliğine pek ortada gözükmez. Araları 1717’de kralın Times nehri üzerinde sandallarla kutladığı şenlikler sırasında düzelir, bir kayıkla şenliğe katılan müzisyenler Handel’in müziğini çalmaktadır. Krala olan saygısını göstermek için Water Music‘i besteler. Chandos dükünün sarayına müzik direktörü olarak atanır, Chandos Anthems’i ve İngilizce yazdığı ilk oratoryo olan Esther’i besteler. Kalıcı olarak İngiltere’ye yerleşir, ismini Georg Friedrich Handel’den George Frideric Handel’e çevirir, 1726’da İngiliz vatandaşı olur. 

 

The Royal Academy of Music

Şubat 1719’da iktidara yakın aristokratlar, Kraliyet Müzik Akademisi’ni kurarlar. Müdür Heidegger, Milton’un Paradise Lost kitabının İtalyanca’ya çevirisi orijinalinden daha iyi bulunan Paolo Rolli librettist, müzik direktörü de Handel’dir. Eserleri takdir edilse de, Bononcini’nin besteleri daha başarılıdır. Tüm eserler İtalyanca olduğundan seyirciler konuyu anlamamakta, dikkatlerini şarkıcıların akrobatik tekniklerine vermektedirler. Bu da Alman besteciyi tekniğini sorgulamaya iter. Aynı günlerde John Gay’in The Beggar’s Opera isimli eseri, İtalyan opera yazımına karşı sert bir cevaptır. İtalyan operaları gösterişlidir, asillere hitap eder. Hikayelerin kahramanları eski Yunan efsanelerinden ve mitolojiden alınır. Gay ise, İngiliz halk şarkılarını gereksiz gösterişten arındırarak sunar.

Ottone operasını besteler, kraliyet şapelinin bestecisi olur ve Brook Caddesi’nden bir ev alır. Tüm parasını yatırdığı Kraliyet Müzik Akademisi 1728’de iflas eder. I. George’un ardından kral olan II. George için Coronation Anthems’i besteler. Bunlardan biri olan Zadok the Priest, o zamandan beri her taç giyme töreninde çalınır.

 

Mesih

Başarısız olan ilk akademi deneyiminden sonra 1729’da şansını bir kez daha dener. Ancak halk artık eserlerine ilgi göstermemektedir. 1737’de sağlığını, Akademi’yi, hayatı boyunca yaptığı birikimleri kaybeder, hapse girmekten zor kurtulur. Felç geçirir, aklını yitirdiğini düşündüğünden Aix-la-Chapelle kaplıcalarına gider. 52 yaşındadır, yolun sonuna geldim der.

G.F. Handel
G.F. Handel

1737’nin son aylarında Londra’ya döner. 1738 – 1741 arası her sene bir opera yazacaktır. Sonunda seyircinin operalarına ilgisiz kalmasının nedenini anlamıştır: hayatı boyunca yatırım yaptığı İtalyan opera tarzını İngiliz seyircisi artık istememektedir. 1741’de yazdığı Deidamia 46. ve son operasıdır.

Ne yapmalı, hayatını nasıl kazanmalıdır. 1732’de İngilizce yazdığı Esther beğenilmiştir, ardından Deborah ve Atalia adlı biraz da deneysel eserleri çok soğuk karşılanmamıştır. 1738’le 1740 yıllarında artık asillere değil orta sınıfa hitap ettiği ardı ardına dört şaheser gelir: Saul, Israel in Egypt, Ode to Saint Cecilia ve Milton’un şiirleri üzerine yazdığı Allegro, il Pensieroso ed il Moderato. Handel, bu eserlerle geleneksel İtalyan oratoryo biçiminden uzaklaşır: hala çok hakim olamadığı İngilizce’den yararlanır, Purcell’in dini müziğini kendisine örnek alır. Purcell’in eserlerinin konuları İncil’den alınmadır, Handel’in oratoryalarında o dini acıklı anlatım yoktur, konser salonları için yazılmıştır. Müzikal renkler gerektiği kadar verilmiştir, operanın dramatik öğeleri de kullanılır. Solistlerin ardı ardına gösteri yaptığı operanın tersine koro önceliklidir. Koronun bu şekilde kullanımı sonraki bestecilere örnek olacak, Beethoven bile onun düzeyine erişemeyecektir.

1741, Handel’in parasal sorunları yanında müzik tarihi için de önemlidir. İrlanda kralının yardımcısı tarafından Dublin’e, yoksullara yardım konserleri düzenlemek üzere davet edilir. Kabul eder, giderken yanına 24 günde yazdığı olağanüstü Messiah eserini alır. Handel’in oratoryalarında genelde tarihsel karakterler ve işlenen bir konu vardır. Messiah ise, İncil’de Mesih’in gelişini anlatan kehanetler ve meditasyonlardan oluşan, kendisinin kurguladığı bir derlemedir. Eserin önemli bir bölümü eski bestelerinden alıntıdır: Örneğin For unto us a Child is born, eskiden yazdığı İtalyanca bir düettir, Halleluja ise Bacchus isimli içki tanrısı için yazdığı parçanın yeniden düzenlenmesidir. Messiah, 1742 yılının nisan ayında Dublin’de seslendirilir. İlgi o kadar büyüktür ki, fazladan insana yer verebilmek amacıyla konsere gelen kadınlar geniş etek giymemeleri, erkeklerde kılıçlarını evde bırakmaları konusunda uyarılırlar. Müzik tarihinde örneğine pek tanık olmadığımız bir şekilde bu muhteşem eser, tarihsel değerinin farkında olunarak, açık bırakılan kapılar, pencerelerden, salona giremeyen yüzlerce kişinin hayran bakışları altında seslendirilir.

Handel Müzesi, Londra
Handel Müzesi, Londra

Sonraki yıl, Kral II. George’un, Hallelujah parçasının ardından heyecanlanarak tüm salonla birlikte ayağa sıçramasına rağmen Messiah’ın Londra konseri başarısızdır. Handel’in org çalarak geleneksel hale getireceği ve Messiah’tan bölümleri seslendireceği yardım konserleri sayesinde eserin değeri anlaşılır. 1750 yılında Handel, tek başına tüm İngiliz müziğine yön vermektedir. Beethoven’in en parlak dönemlerinde bile müzikte görkem ve yücelik Handel’le anılmaktadır, Beethoven, kendisi hakkında “Onun önünde eğilirim. Bestecilerin en büyüğü ve yetkin kişisidir” der.

Messiah, para ve ün getirmesine karşın, yorulmaksızın beste yapmaya devam eder, 1752’de Jephte oratoryusuna son noktayı koyar.

Jephte’yi yazarken gözünde sorun olduğunun farkına varır. Hatta Jephte notasının üzerine “13 şubat 1751 çarşamba günü sol gözüm için doktora gittim” notunu düşer. Bach’ı da tedavi eden (aslında ölümüne sebep olan) sahtekar tarafından üç kez ameliyat edilir. Sonuç Bach’ın başına gelenin aynısıdır, tamamen kör olur. Sonraki sekiz yıl, asistanların yardımıyla eski eserlerini gözden geçirir, oratoryolarını yönetir, org konserleri verir. Tekrar iyileştiği ikinci bir felçten sonra, Music for the Royal Fireworks‘u Versay okulunun eserlerinden esinlenerek görkemli bir tarzda besteler.

1759’un ilkbahar aylarında, 74 yaşındadır, 10 farklı konserin şefidir. 6 nisanda, Messiah’ın bitiminin hemen ardından bayılır. Yatağından kalkamayacağının farkındadır, “Kutsal bir Cuma günü ölmek isterim” der, ucundan kaçırır. 14 Nisan Cumartesi günü ölür, istediği gibi Westminster Manastırı’na gömülür.

Handel, başarısını ve maddi kazancını seyircinin ilgisine dayar. Başarının parayı da çekeceğini düşünür. İlk operaları seyircinin ilgisini çeker, gözden düşünce oratoryolarla geri döner. Başarıya dayanan bu tarz bir kariyer düşüncesi devamlı kendisini sorgulamasına neden olur. Hayatı boyunca kilise için çalışan Bach ile karşılaştırıldığında, Handel’in melodileri daha basit ve daha popüler olma eğilimindedir. Armonisi daha gelenekseldir, kontrpuan gibi karmaşık yazım tekniklerinden uzak durur, ahenkli bestelere öncelik verir.

Müzik tarihinde kendisinden önce kimsenin anlamadığı bir şeyin farkına varmıştır: müziğin sadece aristokrasiye değil, tüm halka hitap ettiği gerçeği…


Kaynaklar: 

Jonathan Keates, Georg Friedrich Haendel, Fayard, 1995
Jean Gallois, Georg Friedrich Haendel, Bleu Nuit, 2019