Ana Sayfa » Hector BERLIOZ

Hector BERLIOZ

(1803 – 1869)

berlioz

 

 

O Bir Deha Değil!

Hector Berlioz 11 Aralık 1803’te, Isère bölgesinde bulunan La Côte-Saint-André’de doğar.

O zamanki bestecilerin tersine virtüöz piyanist değildir, hatta piyanist bile değildir! Beethoven veya Brahms gibi eserlerini piyanosunda değil kafasında -aslında masasında- besteler. Başka bestecilerin eserlerini okuyarak ve kopyalayarak öğrenir. Piyano için yazmamasının nedeni bu olsa gerek. Kendi kendini de eğitmemiştir. Müziksever babası tarafından şehrin konservatuvarına gönderilir, flüt ve gitar öğrenir.

Paris’te Tıp Fakültesini kazansa da, bütün akşamlarını operada geçirdiğinden okulu bırakıp Lesueur, Reicha ve Cherubini ile çalışmak için Paris Konservatuvarına girer.

O zamanlar tüm genç ressamların, heykeltıraşların, mimarların, müzisyenlerin tek bir rüyası vardır: Roma Ödülü! Oldukça zor bir sınavdan geçen adaylar, eğitimlerini tamamlamak için Roma’daki Villa Medicis’e iki yıllığına burslu olarak gönderilirler. Berlioz fazla orijinal bulunduğu için tutucu jüri tarafından elenir. Konservatuvar müdürü, jüri üyesi Cherubini ilginç bir karakterdir. Paris Konservatuvarına öğrenci olarak başvuran Franz Liszt’i yabancı olduğu için kabul etmez, oysa ki kendisi İtalyan’dır. Berlioz ise, takıntılı bir tip olduğundan Roma Ödülünü kazanabilmek için tekrar tekrar şansını dener. Sonunda nihayet beşinci denemesinde, 1830’da birinci olur; 27 yaşındadır. Schubert’in 31 yaşında öldüğü düşünülünce, onun hala yolun başında olması şaşırtıcıdır, ama dehanın yaşı yoktur ve bunu kanıtlayacaktır.

1827’de Victor Hugo klasik tiyatronun prensiplerine karşı çıktığı Cromwell oyununu yazar. Fransız romantizm akımını başlatacak bu oyunda: “Dramın en önemli özelliği gerçekliktir. Dramlarda, trajedilerde işlenen acıklı olaylarla komedi oyunlarında işlenen güldürü unsurları bir arada işlenir. Dram, trajedinin sıkı kurallarını yıkmak amacıyla trajediye bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Komediler, hayatın yalnız gülünç; trajediler ise yalnız acıklı yönlerini konu edinmiştir. Oysa hayat acılarıyla, sevinçleriyle bir bütündür.” düşüncelerini savunur. 1830’da yazdığı Hernani ve Delacroix’nın aynı yıl Liberté Guidant le Peuple tablosuyla katıldığı tartışma, klasik tarzı savunanlarla romantikler arasında sert kavgalara dönüşür.

Eugène_Delacroix, La_liberté guidant le peuple
Eugène Delacroix, la Liberté Guidant le Peuple
 

Hugo, “Dram/hikaye eserin formunu da oluşturmalıdır” der. Berlioz bu sözü unutmayacaktır, bir hikayeyi anlatan Fantastik Senfoniyi yazar, programlı müzik doğmuştur.

Eserin detayına girmeden önce biraz geriye gitmek gerekecek. 1827 yılının bir akşamı, Odeon Tiyatrosunda Shakespeare’in Hamlet’ini izlemeye gider. Ophelia’yı oynayan İrlandalı oyuncunun ismi Harriet Smithson’dur. Bütün basının da bahsettiği güzel Harriet, Victor Hugo, Alfred de Musset, Eugene Delacroix ve daha pek çok mösyönün kalbini çarptırmaktadır. Berlioz, temsilden sonra sırılsıklam aşık olduğundan İngilizce öğrenir, kıza evlenme teklif eder. Ama bir sorun vardır, Harriet kendisini hiç görmemiştir, kim olduğunu bilmez. Elbette ki reddedilir. Öfkelenir, tüm hıncını müzikten çıkarır. Nasıl bir hınçsa, Harriet’in kalbini çalacak, eserin adını Fantastik koyacak, modern orkestrayı kuracak, müziğin gidişatını da değiştirecektir.

Peki Berlioz Fantastik Senfonide ne yapmıştır da müziğin gidişatını değiştirmiştir?
1827 Beethoven’in ölüm yılıdır. Berlioz’un 1830’da yazdığı Fantastik Senfonisinin kaynağı Beethoven’dir. Çok ilginç bir şekilde çıkış noktası 9. Senfoni değil, 6. Pastoral Senfonidir. Berlioz’un bu şaheserinde bile armonik dili güzel değildir, ancak orkestradan elde ettiği renkler bir dehaya işaret eder. 3. bölümde uzaktan duyulan kuş sesleri Beethoven’in 6. Pastoral Senfonisine göz kırpmaktadır.  5. bölümde kullandığı efektlerin Weber’in Freischütz’üne benzediği şüphelidir. Şüpheli olmayan kendi buluşları şöyledir: Marche au supplice’in başında kontrbas akorları aslında tam akorlardır. Ancak kullanılma şekli teli çekerek (pizzicato) olduğundan kafa karıştırır. Scenes aux champs’ın sonundaki timpaniler de armonik olarak sınıflandırılamazlar, ancak o zamanlar için hiç duyulmamış, görülmemiş bir etki bırakırlar. Trombonların, flütlerin, pikolonun kullanımı çok özeldir. Requiem’de trombonlar pes (kalın) notalar çalarken flütler tiz (yüksek) notalardadır ve araları kocaman bir boşluktur. Debussy aynı tekniği prelüdlerinde piyanoda kullanacaktır, sol el kalın seslerle uğraşırken sağ el ince seslerde paralel olarak eşlik eder.

Fantastik Senfonideki asıl devrim söz olmadan, sadece müzikle bir hikaye anlatmaktır. Eserin ilk bölümünde sanatçının Harriet’e duyduğu aşkın simgesi olan temayı (idée fixe-sabit fikir) duyarız. Balo isimli ikinci bölümde sevdiği kızın ilgisini çekmeye çalışır, başarısız olur. Üçüncü bölümde olaylar gittikçe kötüye gidecektir, güzel kızımızı başka bir erkekle gören kahramanımız kıskançlıktan çılgına döner. Dördüncü bölümde ise kendisini zehirleyerek hayallere/rüyalara dalar; kızı öldürdüğünü ve darağacına doğru yürüdüğünü düşler. Beşinci bölüm çalgıların kullanımı açısından en devrimci olanıdır. Giyotinin düşmesiyle, aşk teması -küçük klarnet- alaycı bir şekilde kendisini duyurur. Kahramanımızın ölümü sonrası canavarlar, cadılar toplanarak -çanların duyulduğu kısım- onun cehenneme gidişini kutlarlar, eser de bu şekilde biter. Mutlak başyapıtı olacak Fantastik Senfoni, Victor Hugo’nun söylemek istediği fikirlerin müzikal karşılığıdır.

1830’da, programlı müzik denilen tarzı/türü başlatan bu eser, müzik tarihinde bomba etkisi yaratacaktır.

Harriett Smithson
Harriett Smithson

Fantastik Senfoninin devamı niteliğindeki Lélio eserinde, son bölüme kadar gizli bir orkestra kullanır. Orkestra son bölüme kadar görünmez, belirsizdir. 2 Mayıs 1832’de Roma’dan ayrılıp Paris’e döner. Aynı yılın 9 Aralığında programda Fantastik ve Lélio’nun olduğu bir konser düzenler. Salonda koltuk başına bir deha düşer: Victor Hugo, Baba Alexandre Dumas, Heinrich Heine, Paganini, Liszt, Chopin, George Sand ve… Harriet Smithson. Konserden sonra nihayet tanışırlar. Ailesi sert bir şekilde karşı çıksa da, bir sene sonra evlenirler. 1834’te tek çocukları Louis doğacaktır.

Paganini’nin sipariş ettiği viyola ve orkestra için Harold en Italie eserini yazar. Ancak Paganini eseri yeterince virtüöz olmadığından çalmak istemez, Byron’un bir eserinden esinlenen Harold en Italie, viyolayı bir kişilik olarak canlandırmaktadır. Paganini, üç yıl sonra o garip yolculuklarından birisinden dönüp eseri dinlediğinde sarsılır, Berlioz’a 20.000 frank verir. Romeo ve Juliet’i bestelemenin zamanı gelmiştir.

Berlioz sonraki yıllarda besteci ve müzik eleştirmeni olarak çifte kariyerine devam eder. Eleştiri yazıları yazması için sıklıkla konserlere giderek başkalarının eserlerini dinlemek zorundadır. Kendi müziğini yazmaya vakit ayıramaması hoşuna gitmez. Hayatını kazanmak için farklı dergilere yazılar yazmaktan nefret eder ancak, müzik tarihinin en iyi eleştirmenlerinden ve edebiyatçılarından birisidir. Wagner gibi pek alçakgönüllü olmayan bir sanatçı bile eleştirilerinden çekinir.

Marie Recio
Marie Recio

Eserleri müzisyenlerin dışında ilgi çekmez. Paris halkı, operası Benvenuto Celliniyi reddeder. 1838’de başına gelen bu felaketten sonra, neredeyse hiç bir eseri Paris Operası tarafından kabul edilmeyecektir. Cherubini’nin eserin devasa boyutlarına yaptığı eleştirilere rağmen, ses, koro ve orkestra için Requiem’i, Romeo ve Juliet gibi eserleri daha şanslıdır. Romeo ve Juliet, “dramatik senfoni” başlığını taşımaktadır; ancak konser müziği mi, sahne müziği mi, ne olduğu belli değildir. 1844’te Harriet’ten ayrılarak Marie Recio ile yaşamaya başlar. 1845’te yazdığı Symphonie Funèbre et Triomphale ise genelde belediye bandosunda kullanılan trombona verdiği özel önemden ötürü dışlanır. Konservatuvar kütüphanesinde müdür yardımcısı olarak çalışması ve Le Journal des Débats dergisindeki eleştiri yazıları sayesinde, Hector ve Marie düzgün bir şekilde yaşamayı başarırlar, artık sahneye çıkamayan Harriet’e de bakabilir.

 

Avrupa Seyahatleri

Berlioz, besteci olarak değerinin bilinmemesinden dolayı çok acı çekmektedir. Yeni bir kariyere başlamaya karar verir. Théophile Gautier’in şiirleri üzerine yazdığı Les Nuits d’été sona erdiğinde, şef olarak kendi eserlerini yöneteceği bir turneye çıkar: Belçika’dan Almanya’ya geçer; ilk kez İtalya’da görüştüğü Mendelssohn’la Leipzig’de buluşur, Schumann, Meyerbeer ve Wagner ile tanışır; Avusturya-Macaristan ve Rusya’ya gider. 1831’de Roma’da tanıştığı Glinka ile 1845’teki ikinci görüşmesi, sadece Berlioz açısından değil, Glinka’yı bir rehber olarak gören Rus bestecileri ve Rus müziği açısından da önemlidir.

Hector Berlioz, Emile Signol'un tablosu, 1832
Hector Berlioz, Emile Signol’un tablosu, 1832

Berlioz ve Wagner her ne kadar birbirinin zıttı olsalar da orkestra şefliği üzerine kuram geliştiren ve bunu eserlerinde uygulayan ilk besteci/orkestra şefidirler. Koronun ve orkestra müzisyeninin salondaki konumuyla ilgilenirler. Kendilerinden önce hiç bir bestecinin yapmadığı bir şekilde, yazdıkları notaları nüanslarla, terimlerle doldururlar. Wagner, çok keskin olmayan vuruşların taraftarıdır, Tristan ve Isolde’de olduğu gibi kendi besteleri de sert vuruşlara izin vermez. Oysa ki Berlioz’un müziğinde ve elbette şefliğinde mutlak bir netlik olmalıdır. Romeo ve Juliet’in La Reine Mab Scherzo’su, hızlı temposu, kısa notaların eşit ve düzenli çalınması ve diğer pek çok nedenden ötürü bugün bile çalması oldukça zor bir müziktir.

Gittiği her yerde halk tarafından büyük ilgi görür, ancak Paris direnmeye devam etmektedir. 1844’te yazdığı Grand Traité d’Instrumentation et d’Orchestration Modernes kitabı, orkestra enstrümanları hakkında ve enstrümanlara yaklaşımda devrim yaratır. Berlioz’un orkestra yazısının özgünlüğünü ve ustalığını da kanıtlayan bu eser, günümüzde kullanılmasa da hoş bir romantik başucu kitabı değerini kaybetmemiştir. Modern orkestranın mucidi olan Berlioz, Avrupa çapında ünlü olur. Ancak solistler, koro ve orkestra için yazdığı yeni lirik eseri La Damnation de Faust ile yine başarısız olur.

Geç Gelen Zafer

Les_TroyensBenvenuto Cellini, Franz Liszt sayesinde Weimar’da başarıyla seslendirilir. Baden-Baden’de, Béatrice et Bénédict ve anıtsal operası Les Troyens, eleştirmenlerden bol bol övgü alır: Berlioz sonunda Paris’i fethetmiştir. Tüm eserlerinde dramatik bir endişe ile kahramanlarının iç çatışmalarını sunan Berlioz, her nedense tiyatral/sahne eserlerinde başarısızdır. Oysa ki senfonilerinde bir dehadır. Artık altmış yaşındadır, insanlar kendisini pek kutlamazlar, müziğini de sevmezler ancak saygı duyarlar. Babası, ikinci eşi Marie Recio ve oğlunun kaybı, başarılı birkaç turneye rağmen sağlığını etkileyecektir. 8 Mart 1869’da ölür.

Berlioz, neredeyse rahatsız edici bir enerjiye ve devrimci bir dehaya sahiptir, ancak özellikle operaları Parisliler tarafından reddedilmiştir. İlk seslendirilişinde sahnede 450 müzisyenin bulunduğu Requiem ve Te Deum gibi dini senfonik eserlerinde büyük kadrolarla çalışmayı sever, birçok konseri çok masraflı olduğundan kabul görmez, kendisi organize etmeye çalışır, iflas eder. Almanya, Orta Avrupa, Rusya gibi müziğinin sevildiği ülkelere yaptığı turneler sayesinde batmaktan kurtulur.

Senfonik müziği, la Symphonie fantastique (programlı müzik), Harold en Italie (senfoni konçertant) ve Romeo ve Juliet (dramatik senfoni) eserleriyle yeniler. La Damnation de Faust ve L’Enfance du Christ isimli besteleriyle opera – oratoryo arası, dramatik masal diye bir tür icat eder.

Her bakımdan aşırıya kaçan çelişkili kişiliğinin, hayatı boyunca kendisine zarar verdiğinin farkındadır. Ses, akustik konusundaki önerilerinin kendi zamanının araçlarıyla başarılı olamayacağının bilincindedir. Gelecek kuşak müzisyenlerinin mesajını anlayacağından emin olarak ölüm yatağında şu beyanı yapar: “Sonunda müziğimi çalacaklar.”


Kaynaklar:

Bruno Messina, Berlioz, Actes Sud, 2018
Hector Berlioz Arşivleri: Berlioz, Le Troisième Siècle