Ana Sayfa » Johannes BRAHMS

Johannes BRAHMS

(1833 – 1897)

brahms1

 

 

 

 

“Brahms’ı Sever misiniz?” sorusuna, Françoise Sagan’ın kitabından uyarlanan, başrollerinde Ingrid Bergmann, Yves Montand ve Antony Perkins’in olduğu filmi izleyen sinemaseverler büyük olasılıkla olumlu bir cevap verecektir. Charlie Chaplin’in The Great Dictator filminin berber sahnesinde Macar Dansları Chaplin’in dehasıyla başka bir kimliğe bürünmektedir. Listeyi uzatmak elbette mümkün. Peki sinemaya bu kadar yakışan Brahms’ı ne kadar tanıyoruz? Elimizden geldiğince bu soruya yanıt aramaya çalışacağız…

Müzik ve Edebiyat Arasında bir Gençlik

Johannes Brahms’ın babası Johann Jakob sokakta, balolarda, tavernalarda flüt, korno, keman, kontrbas artık ne bulursa çalarak geçimini sağlamaktadır. Babasından 17 yaş büyük annesi Johanna Henrika Christiane Nissen terzilik yapar. Brahms ailesinin yaşam koşulları güvencesizdir ancak, saygın, orta sınıf bir mahallede yaşamaktadırlar. Genç Johannes, tarih, matematik, Fransızca, İngilizce ve Latince okuyarak sağlam bir eğitim görür. Ayrıca hevesli bir okuyucudur. Bu kitap sevgisi, yaşamının sonunda kütüphanesi 800’den fazla cilt içeren Brahms’ı asla terk etmeyecektir. Piyano, korno ve viyolonsel öğrenir, eğitimini teori dersleriyle destekler. Bu derslerde, Johann Sebastian Bach’ı ve klasik Viyana bestecilerini keşfeder: Haydn, Mozart ve Beethoven. İlk bestelerini 11 yaşında yazsa da neredeyse tamamını yok edecektir.

13 yaşından itibaren piyanist olarak Hamburg tavernalarında çalmaya başlar. Burada her akşam karşılaştığı müşteri kesimi karakterindeki hırçınlık ve bir nevi kabalığı açıklayabilir.

İçine Kapalı Tutkulu bir Romantik

Macar Dansları elyazması
Macar Dansları elyazması

Genç Brahms’ın piyano çalarken gösterdiği güç ve ihtiras, Alman romantik şiirinin rüyalara, nostaljiye uygun coşkusuna cevap vermektedir. Zaman, Alman masallarını, efsanelerini, popüler dansları, melodileri, edebi ve müzikal folkloru değerlendirmenin zamanıdır. Sanatçıların kendilerini tanımladıkları figürler arasında Faust, bilgi ve dünyevi zevkler karşılığında ruhunu şeytana satar; Siegfried ise Cermen halklarının efsanevi kahramanı, kurnazlık ve gücün sembolüdür.

Bu karakterler ve taşıdıkları değerler, müziğin somutlaştırabileceği güçlü fikirlerin taşıyıcılarıdır. İncelediği ve hayran olduğu Beethoven’in 5. Senfonisi, ilk bölümündeki temayla kaderin kaçınılmaz doğasını göstermektedir. Genç müzisyen üzerinde büyük etki bırakan bir başka eser Mozart’ın Don Giovanni Operasıdır. Brahms’ın edebiyat ve müzik konusundaki bu tutkulu karakteri, alçakgönüllülüğü ve çalışma disiplini ile birleşerek, hayatı boyunca onu tatmin etmeyen eserleri yok etmeye itecektir.

Vaat Dolu bir Gelecek

Brahms’ın müziğinin kökenleri geleneğe dayanır, öncüllerinin kullandığı müzikal biçimlere göre bestelerini yapar. Ama aynı zamanda çağının da müzisyenidir. Bu nedenle, romantik bir ruh dürtüsüyle kendisinden önceki tüm formları güçlendirir, genişletir. Bu formlara popüler materyallerle yeni bir renk katar. 1848’de Avrupa, sosyal bir karaktere bürünen popüler ayaklanmalara sahne olmaktadır, aynı zamanda Macaristan’da olduğu gibi ulusal kimlik arayışları başlamıştır. Macar halkı, Avusturya’dan ayrılmak istemektedir. Bu popüler ayaklanmanın ezilmesinin ardından, Macar siyasi mülteciler, ABD’ye gitmek için Hamburg’a gelirler. Genç Johannes, bu mülteciler arasında yer alan ve tam bir düzenbaz olan kemancı Remenyi sayesinde Macar müziğiyle, Doğu Avrupa kültürlerine özgü, düzensiz ritimlerle, farklı müzik anlayışlarıyla tanışır. Aslında bu müzik Macar değil çingene müziğidir, gerçek Macar müziğinin ne olduğu Bartok ve Kodaly’nin araştırmaları sonucu anlaşılacaktır.

1853, Johannes Brahms’ın hayatında çok önemli bir yıldır. Yirmi yaşındadır, pek anlaşamasa bile arkadaşı Remenyi ile Almanya’da bir konser turnesine çıkarlar. Turneye çıkmadan annesine kendisine her hafta dört sayfa yazması için söz verdirir. Pek kültürlü olmayan zavallı kadın sözünü tutmaya çalışsa da, zamanla yazacak bir şey bulamaz; gazetelerin suç sayfalarını olduğu gibi kopyalayıp gönderir.

Joseph Joachim Kuartet
Joseph Joachim Kuartet

Hannover’de hayatı boyunca en yakın arkadaşlarından biri olacak Joseph Joachim’le tanışır. Joachim, onlar için Hannover Sarayı’nda kralın huzurunda bir konser ayarlar, Weimar’da Saray Müzik Direktörü olan Franz Liszt’e gönderir. Bu görüşme hakkında değişik görüşler olsa da Liszt’in ilerici görüşlerinden hoşlanmaz, Remenyi’den de ayrılarak Joachim’in kendisini üniversitede konferans vermesi için çağırdığı Göttingen’e geçer. Joachim ve Liszt’in tavsiyesi üzerine hayatını değiştirecek iki insan olan Robert ve Clara Schumann’la tanışmak üzere Düsseldorf’a gider. İlginç bir şekilde, tanışmalarının hemen ardından Robert Schumann, şöyle yazar: “Beşiğini zarafetin ve kahramanların gözlediği bu seçilmiş kişi geldi. İsmi Johannes Brahms, Hamburg’dan geliyor…”

Schumann’ın yazısı karşısında mahçup olur. Henüz yirmi yaşındadır, başaramamaktan korkmaktadır. Yine de kompozisyonda ısrar eder, kontrpuan öğrenir, barok müzik repertuvarına yoğunlaşır. İki piyano sonatı, altı lied, Mi bemol minör Scherzo’yu yayınlar.

Schumann’ın trajik ölümünün ardından 1857 yılında Detmold’e yerleşir. Detmold Sarayı’nda iki sene kalır, rahat bir maaş karşılığı bölge korosunu yönetir ve prenseslere ders verir. Burada Orkestra için Opus 11 ve 16 iki Serenat ve özellikle 1. Piyano Konçertosunu yazar. Bir çok eleştirmen bu eserin terkedilmiş bir senfoni taslağı olabileceğini düşünmüştür. Ancak devamlı karşılaştırılmaktan korktuğu, kendi deyimi ile “Beethoven gibi bir devin ayak izlerini arkasında hissettiği” için eseri konçertoya dönüştürmüş olabilir. İlk senfonisi üzerinde ise 20 sene çalışacaktır. Konçertonun ilk seslendirilişi 22 Ocak 1859’da Hannover’de ikincisi 27 Ocak’ta Leipzig’de gerçekleşir. Eser her iki konserde de soğuk karşılanır. Yine de hayatını kazanmak için piyanist ve ardından şef olarak konserler verir, şöhreti gittikçe yayılır. 1859’da Hamburg’a döner. Yaklaşık 10 sene sonra bitireceği Die schöne Magelone, Op.33 şarkılarına başlar, oda müziği ve piyano varyasyonları opus 21/1, Macar teması üzerine varyasyonlar 21/2 ve özellikle teknik zorluklarıyla Clara Schumann’ın bile gözünü korkutan, Bach’ın Goldberg ve Beethoven’in Diabelli’sinin değerinde Handel teması üzerine varyasyonlar, Op.24’ü besteler.

Manifesto

Brahms, geleneğe bağlı müzik takipçileri için bir referans haline gelir. Eserlerinde ballad, rapsodi, fantezi gibi serbest formlar nadirdir. Klasik formların güven verici çerçevesinde, geçmiş ustaların yolundan gitmeyi tercih eder.

1860’ta Wagner ve Liszt’in başını çektiği “yeni müziği” savunanlara karşı, kemancı Josef Joachim’le ünlü bir manifesto imzalar. Bu bildiride, Wagner’in birleşik sanat eseri kavramı olan Gesamtkunstwerk ve Liszt’in Program Müziği fikirleriyle müzikte doğal anlatımı bozduklarını, müziğin görevinin hikaye anlatmak olmadığını savunurlar. Bu gereksiz bildiriyle yenilikçilere karşı tutucular sınıfına katılmıştır. Maalesef yenilikçilik taraftarları, bildiriden basında yayınlanmadan haberdar olurlar. “Bezdirici ve Sıkıcı Sanat için Kardeşlik Manifestosu” adını taktıkları bildiriyle dalga geçerler, yazarlarını da geri zekalılıkla suçlarlar. Liszt, yeni fikirlerin ateşli bir savunucusu olmasına rağmen, son derece cömert bir adamdır. Kimi tartışmalar sonrası insanlarla arası bozulur (Schumann gibi) ama sonuçta her zaman ortam yumuşar. Wagner tam tersine kindar, benmerkezci, soğuk ve hesapçıdır; kendisinden başkasını düşünmez ve insanları aşağılamak hoşuna gider. İki adamın Brahms gibi bir “rakibe” karşı tutumu çok farklı olur. Liszt, Brahms’la çatışmaya girmekten kaçınır, hatta gençlik günlerinde yardım eder, Wagner ise zehirini akıtma, alay etme fırsatını asla kaçırmaz. Müzik tarihi, iki eğilimi uzlaştıracaktır: Arnold Schoenberg (1874-1951) gibi bir besteci hem Brahms hem de Wagner’in soyundan geldiğini ilan eder ve önemli bir makale yazar: “İlerici Brahms”. Brahms ise zamanla bu tartışmalardan uzaklaşacak, sadece müziğine odaklanacaktır.2005_0817-brahms-in-wohnung

 

1863’de, ikinci kez hevesle beklediği Hamburg Filarmoninin Direktörlüğüne kabul edilmeyince biraz da zorunlu olarak Viyana’ya gider. Şan Akademisinin başına geçer. Akademi korosunun repertuarına barok eserleri ve çağdaşlarının bestelerini ekler. 1864’te hayatında bir kez göreceği Richard Wagner’le tanışır. Brahms hiç opera yazmasa bile iki besteci birbirlerinden uzak olmayı tercih edecektir.

1872’de, Viyana Müzik Dostları Derneğinin Direktörü olur ve tüm faaliyetlerini yeniler. Orkestranın amatör müzisyenlerini profesyonellerle değiştirir, prova saatlerini arttırır, repertuvarı zenginleştirir. 

Yaratıcı Hayal Gücü

Annesinin ölümünün ardından çok sevdiği doğaya sığınır. İlk önce keman, korno ve piyano için olağanüstü üçlüyü besteler. 1866 ve 1868 arası Avrupa turnelerine çıkar. Bu esnada İncil’in Almanca çevirisinden seçtiği metinlerle annesi ve Robert Schumann’a ithaf edeceği Bir Alman Requiem’i yazar. Çok ünlü çingene parçalarından oluşan Macar Danslarının basımı küçük bir skandala yol açar. Satış sayısı diğer eserlerine göre çok daha fazla olan bu dansların getirisinden yararlanmak isteyen eski arkadaşı Remenyi ve başka müzisyenler bu dansları kendilerinin yazdığını iddia ederler…

1870 yılında önemli müzik insanı Hans von Bülow ile tanışır.

Brahms, senfoni konusunda Beethoven’den ürkse bile Wagner tarafı Bruckner’i kullanarak ortalığı karıştırmaktadır. Nihayet 43 yaşına geldiğinde, 1876 yılında, ilk senfonisini tamamlar. 20 yılı aşkın bir çalışmanın sonucunda gelen bu eserin ardından, toplamda 4 olacak senfonilerini 9 senede besteler. Aynı dönemde Keman Konçertosu, 2. Piyano Konçertosu, biri gülerken öbürü ağlıyor dediği opus 80/81 iki uvertür, oda müziği ve İkili Konçertoyu yazar.

Johannes Brahms

Brahms klasik müzik formlarını yenilemez, mevcut oluşumlara ve modellere göre besteler. Müziğe devrimci anlamda bir katkısı yoktur. Eski klasik kalıpları, hikayesini anlatmak için birkaç cümle ile yetinmeyen bir romancı gibi dantel gibi işleyerek başka bir boyuta vardıracaktır. Her bir fikir duyulur duyulmaz, özellikle Bach’tan miras kalan araçlar kullanılarak yorumlanır, çeşitlendirilir. Bu işlem, Brahms’a özgü ses yoğunluğunu sağladığı gibi, Hamburg’un o puslu havasını hatırlatarak, büyüleyici ve gizemli bir hale getirir. Kendisi o zamanlar moda olan ” anlatılan” bir hikayenin bulunduğu ‘Program Müziği’ne ilgi duymaz: onun için bir tema ile temsil edilen karakterler belirli bir enstrüman tarafından çalınır, nüanslar eser boyunca o karakterin ruh halini ve evrimini belirler. Brahms, bir ara niyetlense de opera’da yazmaz, karakterine uygun olmadığını düşünür. Öte yandan, edebi bir metinden oluşan liedleri, kantatları oldukça fazladır.

Hayatın Sonbaharı

Brahms, hayatının son dönemlerinde, günlük hayattan kendisini çeker. Oda müziğine odaklanır. Gençlik eseri olan Keman, Viyolonsel ve Piyano için Trio, Op.8’i üzerinde yeniden çalışarak bir şahesere dönüştürür, Yaylı Beşlisi op.88, viyolonsel ve keman sonatları, üçlüler… birbirini izler.

Artık beste yapmamaya karar veren Brahms’ın klarnetçi Richard Mühlfeld ile karşılaşması özellikle önemlidir. Bu dostluk bestecinin hayal gücünü uyarır ve arkadaşına saygı ile, derin ama sakin bir melankolik yapıda iki sonat, bir üçlü, bir de beşli yazar.

Bu dingin ruha, İtalya’ya ve Kuzey Alpler’in ışığına aşık Brahms’ın, müziksel vasiyeti de olan son parçaları, piyano minyatürleri ve Vier ernste Gesänge de eklenecektir.

clara schumann
Clara Schumann

1891’de Clara’ya yazdığı mektupta şu cümleyi kullanır: “Bugün sana şunu bir kez daha tekrar etmek istiyorum; sen ve kocan hayatımın en güzel deneyimini, en değerli hazinesini ve en asil anlarını temsil ediyorsunuz.” 20 Mayıs 1896’da korkunç haber gelir: Torunu, dedesi Robert’in Romance opus 28 eserini çalarken Clara vefat etmiştir. Hemen yola çıksa da trenlerin karışmasından ötürü törenin son anına yetişebilir.

Altmış yaşına kadar ölüm fikrinin henüz bir anlamı olmadan, genç ve canlı bir adam olarak yaşamıştır. Bu onarılamaz şoka, vücudunun kendisini bırakmasına, bir hastalığın vücuduna görünür bir şekilde zarar verdiğini bilmesine rağmen hayata tutunur.

Bir anda gezilerini, arkadaş ziyaretlerini arttırır; tiyatroda, konserlerde, gürültünün, ışıkların, hareketin, onu eğlendirebileceğini düşündüğü herkesin arasındadır. Kabul etmek istemediği gerçeği, ölüm korkusunu uzaklaştırabileceği her fırsattan yararlanmaya çalışır. Ancak artık iyice güçten düşmüştür, sonunda doktorlara göründüğünde karar kesindir: Karaciğer kanseri.

2 Ocak 1897’de Joachim Dörtlüsünün büyük bir başarıyla seslendirdiği opus 111 Beşlisini izler, 7 Martta kendisine adanan bir konseri dinlediğinde artık kendisinin bir gölgesidir.

2 Nisanda bilincini kaybeder. Ertesi gün saat 9.45’te bakıcısına bir şey söylemek ister, başaramaz. Gözleri yaşlarla dolar, başını yana yatırır ve sessizce gider. 64 yaşına girecektir.


Kaynaklar:
Claude Rostand, Johannes Brahms, Fayard, 1978
Daniel Beller – McKenna, Brahms and the German Spirit, Harvard University Press, 2004